Devir değişiyor. Yönetim değişiyor. Liderlik değişiyor. Eskiden unvanlar, iyi bir yönetici olmanız için sahip olmanız gereken gücü verirdi, bugün vermiyor. Bu gücü bir nevi yöneticiliğinizi kanıtlayarak kazanmanız gerekiyor, ekibinizin gözünden.

Çalışanlar da değişiyor. Gençler, çok iyi eğitimliler, birkaç dil birden konuşuyorlar, kurumsal olmakla ilgilenmiyorlar, sevdikleri işi yapmak istiyorlar, kuralları sorguluyorlar, cesur ve cüretkârlar, toplumsal genel kabulleri de zorluyorlar, hatta bazıları sizden daha zeki ve donanımlı. Dolayısıyla onları yönetmek daha da zorlaşıyor.

London Business School'dan Rob Goffee ve INSEAD'dan Garth Jones, yazdıkları "Why Should Anyone Be Led By You?" (Neden Sizin Tarafınızdan Yönetilsinler) kitabıyla dünyanın en iyi 50 düşünürü arasına girmişlerdi. Yeni makaleleri Harvard Business Review'da yayınlandı: "Leading Clever People" (Zeki İnsanlara Liderlik Etmek). Okuyunca artık yöneticilik yapmak hiç eğlenceli değil diye düşündüm. Yaptıkları araştırmada özellikle teknoloji alanında çalışan ya da pek çok farklı sektörün araştırma geliştirme bölümlerinde çalışan, çok zeki ama aynı zamanda birlikte çalışması çok kolay olmayan kişilerin özelliklerini sıralamışlar ve bu kişileri yönetmek için birtakım önerilerde bulunmuşlar.

Araştırmanın en dramatik sonucu; zeki insanlar yönetilmek istemiyorlar. İşte buyurun, yönetmek istemeyen insanları yönetmek zorunda olmak, zaten başlı başına sevimsiz bir durum ama bununla sınırlı değil zorluklar.

Zeki insanlar kendi değerlerini çok iyi biliyorlar; sahip oldukları bilgi ve becerinin kendilerinden bağımsız transfer edilemeyeceğini bildiklerinden mutlaka onlara kendilerince hak ettikleri değeri verdiğinizi bilmek, görmek ve hatta duymak istiyorlar.

Zeki insanlar organizasyonel bir bilince sahipler; sizin sözlerinizle yetinmiyorlar, kurumda ne olup bittiğinin farkındalar. Eğer onlara işlerini iyi yapacakları kaynakları sağlayamıyorsanız ya sizi aşıp talep ediyorlar ya da bırakıp kaynakların yeterli olduğu bir yere gidiyorlar.

Kurumsal hiyerarşiyi görmezden geliyorlar; bu insanları küçük terfiler ya da unvanlarla motive edebileceğinizi zannediyorsanız yanılıyorsunuz, bunları pek takmıyorlar. Ama statüye önem veriyorlar, neye denk geldikleri, onlar için önemli bir sertifika programına katılmasının desteklenmesi gibi şeylere değer veriyorlar.

Acil cevap istiyorlar; kurumun en üst düzeyine yani genel müdüre ulaşıp istedikleri an iletişim kuramıyorlarsa önemsenmediklerini düşünüyorlar ve kurumun onları ciddiye almadıklarını düşünüyorlar.

Güçlü bağlantıları var; kendi alanlarıyla ilgili önemli insanları tanırlar ve tanınırlar. Bu her ne kadar kuruma değer katan bir özellik olsa da aynı zamanda onların şirketten ayrılmasını kolaylaştıran da bir etken olabiliyor.

Sıkılma eşikleri düşük; eğer onları kuruma dahil etmekte ve bağlanmalarında etkili değilseniz, ortak bir kurumsal amaçla heyecanlandıramıyorsanız ve entelektüel olarak meşgul edemiyorsanız çok çabuk sıkılıp gitmek istiyorlar.

Her şeyi doğru yapsanız bile size teşekkür etmiyorlar. Neden etsinler ki zaten yönetilmek istemiyorlar.

Yukarıdakilere bakıp bir de çocuklarınızı düşünün, doğru olduğunu göreceksiniz. Diyorum ki, biri de tüm bu zorlukları çeken yöneticilerin nasıl kurtulacaklarını yazsa.

Hande Yaşargil

Perspektiflere Dön →