Mecliste 550 milletvekili var sadece 52’si kadın. Yüzde on. Üstelik bu,
geçmişe göre iyi rakam.
Bakanlardan tek kadın “aileden sorumlu”.
Evvelki gün “en güçlü” sivil toplum örgütleri bir araya gelip uzlaşma
çağrısı yaptı. Resme baktım bir tek kadın yok.
YÖK’ün 21 üyesinden sadece 1’i kadın, o da pek konuşmuyor.
Bürokraside üst düzeyde bir elin parmağı kadar değil kadınlar. Devlet
kurumlarını yönetecek eğitimle ve tecrübeli kadın yöneticilerimiz yok mu
hiç bizim? Özel sektörde başarılı pek çok kadın yönetici var, teklif
etseler yüzlerce kadın ülkesine hizmet etmek ve bozuk sisteme çare olmak
için mevcut maaşlarından çok daha azını kabul eder eminim.
En güçlü kadın araştırmalarına bakıyorsunuz ya Türkan Saylan, ya Güler
Sabancı çıkıyor. Büyük aile şirketlerinden gelen ya da uluslar arası
şirketlerde uluslar arası kriterler kullanıldığı için yükselebilen kadınlar
ise sermayeyle ilişkide olduklarından yeterince toplumsal rol
üstlenemiyorlar, güçlerini istedikleri kadar kullanamıyorlar. Türkiye’ye
tek Türkan Saylan yetmiyor.
Eğitimdeki durum çok kötü, “maddiyat yüzünden” imkanlar kısıtlıysa hemen
vazgeçiliyor kızın eğitiminden. Hala milyonlarca okuma yazma bilmeyen
kadınımız var. Hala kızlar satılıyor.
Bunların değişmesi bireysel iradeyle ve kurumsal sosyal sorumlulukla olmaz.
Devlet politikası gerekir, devlet politikasını da hükümet vizyonu. Vizyon
için referans gerekir. Referans din olursa kadının kitaptaki tanımı,
referans batı olursa da batılı kadın modeli çıkar. Referans tarih olursa
daha da eski Türk toplumlarına kadar gidip daha eşit ama daha farklı bir
başka kadın çıkar. Cumhuriyet döneminde bir Cumhuriyet kadını vizyonu
vardı. Eşitlikçi, saygılı ve destekleyici. Onun için yasalar o döneme göre
son derece eşitlikçi ve pek çok ülkenin önünde idi. Mutlaka eksikleri olmuş
ki bugün bu haldeyiz. Vizyon politikaya dönüşmüş ama uygulamada başarılı
olamamış.
Bugün hükümetin kadın vizyonu farklı. Bunu Milliyet Pazar’daki söyleşisinde
Siyaset Bilimi Profesörü Ayşe Ayata çok güzel tanımlamış.”Özelde
yüceltilmiş, kamuda olmayan kadın”.
Mümkünse iyi eğitim alan-böylece daha iyi anne oluyorlar ki elbette
doğrudur- ama evde oturan, kocası gelmeden istirahata çekilmeyen, destek
bir kadın. Aile için çok önemli toplum için görünmez kadın.
Eğer resmi eğitim kitaplarınızda her doktor erkek, her hemşire kadın ise,
milli eğitim politikanızın en önemli unsuru din ve ahlak dersinin içeriği
olursa, milli veya il eğitim toplantılarında kadın öğretmenler rol model
olarak beğenilmez aksine dini liderlerin ellerini öpmek için sıralara
girilirse, eğer ülkeyi yöneten Başbakan her kadından üç çocuk isterse
referans yön değiştirmiş demektir.
Mecliste kadını konuşurken takım elbisesinin boyunu ve rengini,
üniversitede kadını konuşurken kıyafetini ve başörtüsünün bağını
konuşuyoruz. Ne eğitimin içeriği, ne istihdam politikası, ne pozitif
ayrımcılık ne de kamudaki yeri gündeme giremiyor.
Hükümet çalışmalarına bakıyorsunuz kadının çalışma hayatını destekleyen
hiçbir uygulama yok aksine erkekle arasındaki makas açılıyor.
Ortadoğu’da İslam ülkelerindeki güçlü kadınlara bakıyorsunuz nerdeyse hepsi
güçlü aileden geldikleri için çalışıp güçlü pozisyonlarda olabiliyorlar.
Parayla alıyorlar istisnai haklarını, eğitimle ve sıfırdan başlayarak
değil. Mevcut politikalara bakıp on yıl sonrasını tahmin etmek zor değil.
Bir de bunların üstüne toplumsal ön yargıları koyun. “Kadının yeri evidir”,
“kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyeceksin”, “kızını
dövmeyen dizini döver”, “adamın okumuşu kadı, kadının okumuşu cadı”….. daha
nicesi.
Kadına şiddette birinci çıkmışız. Yüzlerce ülke arasında. Çok mu
şaşırdınız?
Hadi hep birlikte inkar edelim barbar lakabımızı.
Hande Yaşargil
Perspektiflere Dön →