Çok ortaklı, köklü bir aile şirketinin bünyesinde ikinci nesil bir girişim kurma sürecinde yer aldım.
Yaygın bir varsayımla başladık: Yeni nesil, yeni sistem demektir.
Bunun yerine şimdi "otorite kayması" olarak adlandırdığım şeyle yüzleştik.
Baskı altında şu tablo ortaya çıktı: Karar alma, eski hiyerarşilere geri kaydı. Sessizlik, onay olarak yorumlandı. Kişisel sadakat, yapılandırılmış müzakerenin önüne geçti. Unvanlar kâğıt üzerinde duruyordu; ama gerçek otorite bambaşka bir yerde yaşıyordu.
Roller, kaygıyı yatıştırmak için kendiliğinden şekilleniyor: Biri kararlı, biri temkinli, diğerleri devreden çıkıyor. Örüntü işliyor — ta ki koşullar onu sınayıncaya dek.
İkinci nesil kurucuların sıkça düştüğü yanılgı şu: Asıl zorluğun strateji olduğunu sanmak. Oysa asıl sorun otorite tasarımıdır.
Aile ekosisteminin içinde yeni bir şey başlatmadan önce şu soruları sorun: Karar alma yetkileri hem resmî hem psikolojik düzeyde yeterince açık mı? Genç ortaklar, sadakat dinamiklerini tetiklemeden birbirini sorgulayabiliyor mu? Anlaşmazlıklar kişisel mi algılanıyor, yoksa kurumsal bir mesele olarak mı ele alınıyor?
Otorite bilinçli biçimde yeniden kurulmadığında, geçmiş sessizce kendini yeniden şirketler.
Alev Yakal Şahlan
Perspektiflere Dön →